Johan Cruyff: Avrupa'nın En Yeteneklisi



“O kesinlikle Avrupa’nın ürettiği en büyük futbolcuydu.” Franz Beckenbauer

“Bazı maçlarda topla birlikte öyle hareketler yapıyordu ki çoğu oyuncu o şeylere cesaret bile edemezdi.” Terry Venables

“Gerçek bir futbol dehası. Top kontrolü çok üst düzeydi, yaratıcıydı ve her türlü çıkmazdan bir şekilde içgüdüsel hamlelerle sıyrılırdı. Çok gol attı, çok da yetenekliydi. Bunlara rağmen işi asla şova dökmedi, etrafındaki oyuncuların da seviyesini yükseltmeye çalışırdı.” Sir Bobby Charlton


“Bir Real Madrid efsanesi olarak, idolümün Cruyff olduğunu her zaman söyledim. Bunu düşünerek Real Madrid tarihine saygısızlık yaptığımı düşünmüyorum.” Emilio Butragueno

“Ona baktığınızda çelimsiz bir çocuk görürdünüz. Aslında o, başka gezegenden gelmiş bir mucizeydi.” Rinus Michels

“Cruyff, bu oyunu bir sanatçı gibi sergileyen ilk futbolcuydu.” Gazeteci Hubert Smeets


Johan Cruyff, 1947 yılında Amsterdam’da doğdu. Doğduğu ev, Ajax’ın stadyumuna sadece 5 dakikalık yürüme mesafesi uzaklığındaydı. Gerçek anlamda doğuştan Ajaxlı’ydı. Hayatını adayacağı ve bunu yaparken tamamen çehresini değiştireceği kulübüne, yani Ajax’a 10 yaşındayken girdi. Futbolda olduğu kadar beysbolda da yetenekliydi.


Henüz 12 yaşındayken babası kalp krizi geçirip, hayatını kaybetti. Bu üzücü durum, onda hem tramvatik bir etki bırakacak hem de sonraki hayat felsefesini şekillendirecekti. “Hep 45 yaşımda tıpkı babam gibi öleceğimi düşünüyordum” diyordu Cruyff. Ve hep buna göre yaşadı, hayallerini gerçekleştirmek için her şeyini verdi, çünkü düşüncesine göre zamanı çok kısaydı.

15 yaşında kendini tamamen futbola verdi. Sadece topla yetenekleriyle değil, futbola bakış açısıyla da fark yaratıyordu daha o yaşlarda. Hollanda futbolunun efsanesi Faas Wilkes’i idol olarak benimsemişti. Onun gibi kaleye çabuk giden, dripling yaparak savunmayı delip geçen bir hücumcu olmak istiyordu. Olacaktı da…



Ajax a takımı ile ilk resmi maçına 17 yaşındayken çıktı. Garip şeyler oluyordu… Çünkü bu olay, genç bir oyuncunun ilk kez sahaya çıkması gibi değildi. Sanki takımın kaptanı, aylarca sahalardan uzak kalmış da geri dönmüş gibiydi. O maçı, Cruyff’un ilk antrenörü Vic Buckingham şöyle anlatıyor:


“Sadece 17 yaşındaydı takımıyla ilk kez süre aldığında. Ve o gün bile, kendisinden 10 yaş büyük oyunculara direktif veriyordu. ‘Hayır, biraz daha sola gel. Evet, orada pozisyon almalısın. Sen, biz ayak yaparken sağ kanattan koşu atmalısın…’ gibi şeyler. Ve takım, onun söylediklerini yapıyordu. Çünkü haklıydı…”


Cruyff, fizik olarak biraz zayıf gözükebilirdi hatta lakabı Sarı Farey’di. Ancak müthiş bir dayanıklılığa sahipti. Sahanın her yerine koşabilir, topla her şeyi yapabilirdi. Sol ayağı da sağ ayağı kadar kuvvetliydi. Müthiş bir sürat, aynı zamanda kusursuz şut yeteneği… Cruyff, tam olarak komple bir oyuncuydu.


Ajax’la 1965 ve 1973 yılları arasında üst üste 6 kez şampiyonluk yaşadı. 1973’te Barcelona’ya 2 milyon dolar karşılığında transfer oldu. 2 milyon dolar deyip geçmeyin, bu o dönemin futbol tarihinde bir rekordu. Katalan ekibi bu büyük transferin karşılığını aldı, Cruyff’la birlikte Ba rcelona 14 yıl aradan sonra şampiyon oldu. Sarı Fare, sırtındaki 14 numaranın büyüsünü yine konuşturuyordu.

1974 Dünya Kupası, hem Cruyff’un hem de Rinus Michels’in efsane Hollanda takımının tüm dünya için vitrine çıkma turnuvasıydı. Birçok ülke bu turnuvayı ilk kez canlı izliyordu. Onlardan biri de TRT’ydi. O nedenle, o efsane turnuvayı izleyen neslin gözünde Cruyff’un ve 74 Hollanda’sının yeri her zaman ayrı kaldı.

Evet, o turnuva Hollanda sayesinde efsaneydi çünkü hiç görülmemiş bir şey yaşanıyordu. Rinus Michels’in Total Futbolu sayesinde Hollanda, tamamen takım olarak hareket ediyordu. Pres yapılacaksa da takım olarak, hücuma çıkılacaksa da… Gerekirse stoperler bile orta sahaya kadar prese geliyor, rakip ofsayt tuzağına düşürülüyordu. O dönemde ofsayt kuralı savunma yapanın lehineydi çünkü rakip hücumcular, savunmacılarla aynı hizada olsalar bile ofsayt sayılıyordu. Hollanda bunu çok iyi kullandı.

Cruyff ise Total Futbol filminin baş aktörüydü. Sahte 9 rolüyle sahanın her yerini geziyor, driplingle veya kilit paslarla rakip savunmaları deliyordu. O dönemde Brezilya formasını giyen Telê Santana, “1974’teki Hollanda karşısında oynamak inanılmaz bir deneyimdi” diyordu. “Cruyff’u sağ çizgiye yakınken yakalıyordum ama bakıyordum ki bir pozisyon sonra bu kez sol tarafa geçmiş! Aynı şey Neeskens için de geçerliydi. Rakipteki her oyuncu kontrol edilemez düzeydeydi.”



Her büyük futbolcunun kendisine ait imza bir hareketi vardır ya… Cruyff’un da namı bugünlere kadar gelen “Cruyf Turn” yani Cruyff Dönüşü çalımı vardır. Topa vurur gibi yapıp, topuğuyla arkasından bir anda tekrar önüne alır. Rakibi ise, hala sağ tarafına bir hamle beklemektedir…


O çalımın üst düzey futboldaki ilk kurbanı İsveçli savunmacı Jan Olsson’du. Olsson, o çalımı şöyle anlatıyordu: “Sağ tarafımdan geçecek sandım ve onu bir anda arkamda gördüm! Olağan üstüydü. Rezil olduğumu düşünmüyorum çünkü kim olsa o tuzağa düşerdi. Çok zekiydi.”

Ancak finalde, klasik dripling becerisiyle takımına bir penaltı kazandırmasına rağmen, Almanya’nın sert savunması karşısında birazcık kayboluyordu Cruyff. Maçı Almanya, tempolu oyunu, Berti Vogts’un sıkı adam markajı ve Gerd Müller’in klasik tilki golcülüğüyle 2-1 kazandı.

Cruyff, 1978 Dünya Kupası’ndan önce milli takımda emekli oldu. Fizik olarak da kendisini çok fazla hazır hissetmiyordu. Yıllar sonra yaptığı röportajda bunu doğruladı: “Bir Dünya Kupası’nda yer alacaksanız, %200’le hazır olmalısınız. Ben öyle değildim, ayrıca hayatta daha önemli şeyler de var…”


Barcelona’da 5 yıl geçirdikten sonra Amerika’da top koşturdu. Kısa bir Levante macerasından sonra doğduğu kulübüne Ajax’a geri döndü. Son sezonunu Feyenoord’ta geçirdikten sonra 37 yaşında futbolu bıraktı.


Cruyff’un futbolculuk döneminde ilginç bir İstanbul anısı vardır. 1968 yılında Ajax, Şampiyon Kulüpler Kupası’nda Fenerbahçe ile eşleşmişti. İstanbul’daki maç İnönü’de yani o zamanki adıyla Mithat Paşa stadında oynayacaktı. Yağmurlu bir gündü, Beşiktaş’taki sahil yolu her zamanki gibi trafikten kapalıydı. Ayrıca Ajax takım otobüsünün bulduğu yerden biraz uzaklıkta, ufak bir kaza da yaşanmıştı. Cruyff ve arkadaşları, kazanın kahramanlarına “Maça yetişmemiz lazım, şöyle biraz kenara çekseniz ne güzel olur” gibisinden telkinlerde bulundu. İstanbullu vatandaşımız ise “Ajax falan tanımam, tutanak tutulana kadar marşa basmam” deyince, iş Cruyff ve arkadaşlarına kalır. Arabaya el atarak, trafiğin açılması için biraz kenara iterler…

Hep 14 numaralı formayı giymeyi tercih etti. Yıldız futbolcuların, 1’den 11’e kadar olan rakamlar dışında da bir rakam seçebilmesi trendini başlatan isimdi. Ayrıca, “birlikte oyna, çalışkan ol, öğren” gibi kendisine has 14 basit futbol kuralı belirledi.

Ancak onun futbol dünyasına dokunuşları, oyunculuğuyla sınırlı kalmayacaktı.


Teknik adamlık gömleğini giyen Cruyff, önce Ajax’ın sonra da Barcelona’nın başına geçti. Kazandırdığı başarılar bir yana, her iki kulübü oyun felsefesi anlamında kardeş yapan bir projenin sahibiydi. Bugün hala Ajax akademisi, La Masia, Barcelona kültürü, Tiki Taka gibi tabirlerden bahsettiğimizde kafamıza bir resim oluşuyorsa bu Cruyff’un sayesindeydi.

Barcelona alt yapısında yıllarca görev alan Pep Segura, Cruyff’un kulüp yapısına dokunuşlarını şöyle anlatıyor: Bu kulübü en temelinden en tepesine kadar bir felsefe oluşturdu. Her şeyi başlatan Cruyff. Kulübün en etkili figürü oldu. Hepimiz belirli şeyler yapma yeteneğine sahibiz, ama Cruyff'un yaptığı gibi sıfırdan bir şey inşa edemezdim. Ondan birçok şey öğrendim. Cruyff’un dokunuşu olmadan şu anki Barcelona'yı hayal bile edemiyorum. Pep Segura

Aslında, kendisinden sonra gelen teknik adamlarda bile Cruyff’un imzası vardı. Hem Rijkaard hem de Guardiola, onun tavsiyesiyle Barcelona’nın başına geçmişti. Pep Guardiola, bu durumun farkındaydı ve şöyle diyordu: Cruyff Barcelona’yı yeniden inşa etti, ondan sonra gelen teknik direktörler sadece onu restore etti veya geliştirdi.

68 yaşında uzun süre savaş verdiği akciğer kanserine yenik düşen bu efsane futbol adamı, bundan 100 yıl sonra da futbol belgesellerine konu olacak bir figür. Futbolu belki o icat etmedi ama kesinlikle ondan sonra futbol, başka bir oyun oldu. Buna hiç şüphe yok.


Futbolik'e Ücretsiz Abone Ol