Takımın Tüm Yükünü Sırtında Taşıyan "İşçi" Futbolcular!

Bugün Atiba’nın, Mahmut Tekdemir’in, Ryan Donk’un, Luiz Gustavo'nun temsil ettiği, orta sahanın savaşçı işçi futbolcusu olma görevini geçmişte Süper Lig’de kusursuz şekilde yapmış futbolcular vardı. Ülkemizde oynamış, takımın tüm yükünü sırtlayan 7 "işçi" futbolcuyu hatırlayalım...

Fabian Ernst

Geçen sezon ortası Beşiktaş’a geldiğinde takım altıncıydı, lig sonundaysa şampiyon! Bu sıçramadaki en büyük paylardan biri ona ait. Alman orta saha işçisi müthiş bir güçle oynuyor, rakip stoperlere hücum pres yaptığı gibi kendi stoperlerinin önünde de bu sefer rakip forvetlere sahayı dar ediyordu. “Bu benim oyun tarzım. Ben her zaman elimdekinin en iyisini vermeye çalışırım” diyen Ernst’in varlığı Tello ve Delgado’yu da rahatlattı; oyun kurucuların gözleri artık “arkada” kalmıyordu. Verdiği hızlı kısa pasları, oyunu kanatlara açışıyla takımının hücum yönüne de destek olan Ernst “Taraftarın gösterdiği ilgi ve beklentileri de beni ateşliyor. Onlar bana yakın davrandıkça ben de elimden gelenin de fazlasını vermeye çalışıyorum” sözleriyle bitmek tükenmek bilmeyen futbol iştahını açıklıyor. Uzaktan attığı gollerle de adından bahsettiren Alman işçi, Beşiktaş’a çok yakıştı.

Okan Buruk

Trabzonsporlu Soner Tolunguç’un onun bacağını kıran faulü olmasaydı Okan Buruk ya Arda’dan önceki Arda olacaktı ya da büyük takımlarda tutunamayan ufak tefek çalımcı kanat oyuncularından biri… 1992-93 sezonunun TSYD Kupası’nda ortaya koyduğu futbolla ağızları açık bırakan Okan Buruk, sahalara geri döndüğünde kesinlikle eskisi gibi değildi. Fatih Terim’in takımında savaşçı bir asker, yorulmak bilmeyen bir işçi olarak var olmayı başardı. Öyle ki Terim, orta sahayı oluştururken savunma yapmayacağını bildiği Hagi’nin arkasını toplama görevini gözü kapalı bir şekilde ona veriyordu. Suat Kaya ve Emre Belözoğlu’yla birlikte oluşturduğu “Muhteşem Bücürler” ekibinde oyuna sağ kanatta başlasa da Hagi’nin yarattığı boşlukları doldurdu, amansız presiyle rakibe göz açtırmadı, fırsat buldukça da kısacık boyuyla kafa golleri atmaktan geri kalmadı. Oyunu o kadar iyi takip ediyordu ki günümüzün kalburüstü teknik direktörlerinden birine dönüşüverdi.

Mehmet Aurelio

Yanında artık isimlerini hiç kimsenin hatırlamadığı dört vatandaşıyla birlikte Trabzon’a gelen Marco Aurelio Brito Dos Prazeres ya da bildik ismiyle Mehmet Aurelio en teknik futbol işçilerinden olmayı başardı. Özkan Sümer tarafından 2001-02 sezonunda transfer edilen 24 yaşındaki orta saha oyuncusu, daha çok forvet arkasında ve kanatlarda sahne alıyor, gole yakın pozisyonların içinde oluyordu. Trabzonspor’da 64 maçta 15 gole imza atıp Christoph Daum’un Fenerbahçe’sine, taraftar ve basın tarafından dudak bükülerek transfer olan Aurelio kısa süre sonra İstanbul’da kalıcı olması için ne yapması gerektiğini öğrendi: Koşmak!

Aurelio, sarı-lacivertlilerde orta sahayı Selçuk Şahin, Deniz Barış ve Stephen Appiah gibi isimlerle paylaştı; Alex onun sayesinde gönlünce hücum etti. Turkcell Süper Lig’in en çok top çalan oyuncularının başında geliyordu ama Türk futbolseverlerin alıştığı gibi her yere canhıraş koşan bir futbolcu değildi; yine de nasıl oluyorsa tehlikeli her bölgeye yetişiyordu. Fizik gücünden çok beyniyle işçilik yapıyor, pozisyon alma bilgisi, sezgileri ve oyun okumasıyla parlak işler yapıyordu. Trabzonspor’da oyun kurmak, gollük paslar atmak için kullandığı tekniği de onu hem Fenerbahçe hem de milli takımda vazgeçilmez kıldı. Beşiktaş günleriyse artık emeklilik zamanıydı!

Suat Kaya

Onunki ilginç bir hikâye, daha doğrusu büyük kulüplerden uzaklaşıp geri dönmeyi başaran, sayısız kupa kazanan bir emekçi öyküsü… Suat Kaya 19 yaşında Galatasaray’a katıldığında 1986-87 sezonu başlıyordu. O sezon 14 yıllık hasret bitip sarı kırmızılılar şampiyonluğa ulaştılar. Ancak genç Suat çok forma şansı bulamamış, üzerine sezon sonunda takımdan gönderilmişti; 1992’ye kadar Konyaspor forması giydi. Galatasaray’da Alman geleneğini devam ettirmek için Karl Heinz Feldkamp göreve gelince bu küçük dev adamı geri çağırdı ve formayı verdi. Sonrasında kazanılan yedi şampiyonlukta, UEFA Kupası ve Süper Kupa’da başrollerden biri ondaydı. Galatasaray UEFA Kupası’nı kazanırken orta sahanın üç hamalından biriydi. Emre Belözoğlu Hagi’nin varisi olarak görülecek bir genç yetenekken, Okan Buruk sağ kanadı hallaç pamuğu gibi atar olmuştu. Suat’ın Galatasaray’daki rolüyse rakibi karşılamak, orta alanda her topa basmak ve fırsat bulduğunda da ceza sahasına sızmaktı. Bunu da çok iyi becerirdi; “Hugo” asıl işini yaparken o kısacık boyuyla dev stoperlerin arasına sızıp durdu ve ağları 44 kez sarsmayı başardı.


Metin Diyadin

Fenerbahçe orta sahasında mücadele eden Metin Diyadin üç gün önce 31. yaşını kutlamıştı ama Samsun’da, bacağının kırılmasıyla gözyaşları içinde sahayı terk ediyordu. Hıçkırıklarının arasından sadece “Her şey çok güzel gidiyordu ama şimdi her şey bitti” sözleri duyuluyordu. Gerçekten de sarı-lacivertli formayı giymek onun için zor bir serüvendi. Sezon başında yaşlı olduğu, Fenerbahçe’de başarılı olamayacağı şeklinde eleştirilere rağmen transfer edilmiş ama Stuttgart’la UEFA Kupası finali oynamış genç teknik direktör Joachim Löw’ün değişmez adamlarından biri olmayı başarmıştı. Bunu yapmak onun için aslında çok da zor değildi, zira Metin Diyadin duraksız bir şekilde çalışmış, sadece koşan bir adam olmanın ötesine geçmiş, icabında hem önlibero gibi hem de 10 numara kalitesinde oynamayı başarmıştı. Bir önceki durağı, yuvası Gençlerbirliği’nde de aynıydı. Topu orta sahada aldığında ya hemen bir arkadaşını defansın arkasına kaçırır ya da güçlü adımlarıyla yaptığı driplinglerle ceza sahasının önüne kadar gelirdi. Top rakipteyken de oyundaydı; rakibi ilk karşılayan olur, icabında kendi kalesinin önüne kadar da kovalamayı bırakmazdı. Samsunsporlu Vural’ın tekmesiyle aylarca futboldan uzak kalan Metin Diyadin sonrasında sahalara döndü ama futbol için yaşlanan vücudu artık o kadar da emrinde değildi. O da çok uzatmadan teknik adamlığa soyundu.

Muhammet Altıntaş

Galatasaray’a 1986’da transfer olmuş, Uğur Tütüneker’in, Yusuf Altıntaş’ın, İlyas Tüfekçi’nin, Cevad Prekazi’nin, Arif Kocabıyık’ın, Savaş Koç’un olduğu orta saha sahasına girmek için duraksız bir şekilde koşması gerektiğini anlamıştı. Öyle de yaptı. Ne yoruluyor, ne performansını düşürüyor, ne sakatlanıyordu. Arada sırada küçük sakatlıklar geçirse de her zaman maça yetişmeyi, sahaya çıkmayı başarıyordu. Önce Jupp Derwall’in, ardından da Mustafa Denizli’nin Galatasaray’ının kazandığı büyük zaferlerde yıldız futbolcu Cevad Prekazi’nin açıklarını kapayarak rol oynuyordu. Ödülünü 14 yıllık hasreti bitiren 1986-87 şampiyonluğunu kazandıran golü atarak aldı. En büyük sakatlık yeşil sahada değil, otobanda onu yakaladı. 1992-93 sezonunda milli maç arasında arkadaşlarıyla 12 Aralık günü Kumburgaz’da yemek yemiş, biraz alkollü bir şekilde dönüş yolu için arabasının direksiyonuna geçmişti. Öylesine büyük bir kazaydı ki, yetişenler bir ara öldüğünü düşünüp onu enkazdan çıkartmamayı bile düşündü. Kafatası ezildi, kaburgaları ve kolu kırılmıştı; henüz 28 yaşındaydı. Sahalara döndü ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Rıza Çalımbay

Çalışmak genlerinde vardı; Sivas’ta taş ocağında çalışırken ayağı sakat kalan, geçimini sağlamak için İstanbul’a gelip Bebek’te kapıcılık yapmaya başlayan bir işçinin oğluydu. Hiç utanmadı babasının kapıcılığından da kendisinin çocukken yaptığı bakkal çıraklığından da… Onun için utanılacak olan çalışmamaktı, tembellikti. Bunu da yeşil sahaya her adım attığında ortaya koydu. Bu yüzden futbol işçilerinin takımının kaptanlığını o yapmayacak da kim yapacak? Beşiktaş altyapısında Serpil Hamdi Tüzün’ün ellerinde yoğrulan futbolculuğu sayesinde Kara Kartallar’da 16 yılda, 494 maçta forma giydi, sekiz yıl kesintisiz kaptanlık yaptı, altı lig şampiyonluğu yaşadı. Kısa boyu, dar alandaki hareketliliği ve en klişe tabirle bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle o günlerin en popüler çizgi film kahramanlarından birinden, lakabını almıştı: Atom Karınca! Asıl görevi orta sahaya güç katmak, özellikle sağ kanattan atakları başlatmaktı. Gerçek bir işçi gibi yapabildiği en iyi şeylerin üzerine gitmiş, çalıştıkça çalışmış ve bazı meziyetlerini kusursuzlaştırmıştı. Örneğin sağ kanattan yaptığı “muz orta”larla Feyyaz’ı, Ali’yi, Metin’i, Ferdinand’ı, hatta Şifo Mehmet’i golle buluşturuyordu. Uzun bir süre Beşiktaş’ın penaltıcılığını yapacak kadar gol vuruşlarını da kusursuzlaştırmıştı. Yaptığı tüm işlerin arasında penaltı, serbest vuruşlarla beraber toplam 47 gol sığdırmayı başardı, ne kadar kalifiye bir işçi olduğunu ispatladı. Verilen işlerin hepsini kusursuz yaptığı için sadece Beşiktaş forması giydi, bir emekçinin de futbol efsanesi olabileceğini ispatladı.



Futbolik'e Ücretsiz Abone Ol