Futbol Dünyasının Gizli Kalmış Hikayeleri

Gazeteciler futbol yıldızlarıyla sık sık bir araya gelir. Bu buluşmalar kimi zaman birbirinden ilginç olayların, sohbetlerin, tartışmaların yaşanmasına da vesile olur. Bu gizli hikayeleri onları yaşayan gazetecilerin kaleminden keyifle okuyacaksınız.

Martin Mazur: “Maradona’nın günlük rutini”

Derleme bir yazı için Maradona’yla ufak bir tele-röportaj yapıp kariyerinin en unutulmaz anını soracaktık. Bunun için Maradona’nın Küba’da birlikte yaşadığı menajeri Guillerme Coppola’yla temasa geçtim. Bana “Ona haber vereceğim” dedi ama uzunca bir süre ses çıkmadı. Sonra anladım ki Maradona’nın diğer insanlardan çok farklı bir zaman çizelgesi var! Yerel saatle öğlen aradığımda uyuyor, akşamüstü aradığımda kahvaltı yapıyor, akşam aradığımda da Fidel Casto’yla görüşüyor… Daha sonra menajeri bana gece saat 01:00’de aramamı söyledi. Ben de aradım ama bu sefer bana şu cevabı verdi: “Üzgünüm, Maradona şu an golf oynuyor.” Ben de “Gecenin bu vakti mi?” diye sordum. “Gece görüşü sağlayan gözlükleri var ve kavuniçi toplarla oynuyor. Bu saatte golf oynamayı çok seviyor” yanıtı geldi. Çok geçmeden onunla görüşüp kariyerinin en unutulmaz anlarını dinledim ama ben esas hikâyeyi çoktan almıştım.

Johnny Sharp: “Ferguson kameralardan anlıyor!”

Kasım 1998’de Camp Nou’da oynanan Barcelona-Manchester United maçı için basın ve fotoğraf odasına geçiş izin özel izin almıştım. Ne var ki yanımda fotoğraf çekecek biri yoktu. O sırada bir arkadaşa rastladım ve derdimi anlatıp onu içeri sokabileceğimi söyledim.

Basın girişinden geçtikten sonra kendini üzerinde bir yelek, elinde de oyuncak bir kamerayla Camp Nou zemininde buluverdi. O kadar komik bir görüntüsü vardı ki diğer fotoğrafçılarla bir arada görünmemek için ekstra çaba saf etmek zorunda kaldı! Onun yerine sahanın en boş köşelerine gidip kendi özel karelerini yakalamaya çalıştı. Tabii elindeki oyuncak kamerayla!

Sonra birden Alex Ferguson çimlerde belirdi. Bizimki de poz yakalamak için hemen yanına gitti. Ferguson ilk başta onu önemsemedi ama sonra ortada bir sorun olduğunu anlayınca “O makineyle iyi bir şey çekemezsin evlat” dedi. Arkadaşımın cevabı hazırdı: “Önemli olan makine değil, fotoğrafçıdır!” Çok geçmeden güvenlik görevlileri gelip onu dışarı attı.

Matt Allen: “Neville kardeşlerin tişört piştisi”

2000 senesinde Neville kardeşlerle röportaj yapmaya gittiğimizde gayet disiplinli bir ortamla karşılaştık. Gary, kayıt cihazımızı alıp röportaj boyunca bir kendine bir kardeşi Phil’e tutarken sorulara hep ilk cevabı veren kişi oldu. Daha sonra fotoğraf çekimine geçildiğinde ise tam bir skandal yaşandı! İki oyuncu da aynı tişörtle karşımıza çıkınca Gary, sinirlenip kardeşine “Onunla çektiremezsin” dedi. Phil de “Nedenmiş? Bu tişörtü seviyorum” diye karşılık verdi. Ağabeyinin “Çünkü ikimiz de aynı tişörtle çıkarsak geri zekâlı gibi duracağız!” demesi üzerine de arabasına gidip farklı bir tişört aldı.

Neil Bilingham:“Richard Kingson’ın düğün ayakkabıları kardeşime pahalıya patladı”

Gana’nın 2010 Dünya Kupası’nda gruptan çıkması, 25 milyonluk Afrika ülkesini sevince boğarken kaleci Richard Kingson’ın düğün hazırlıklarının önünü tıkadı. Tecrübeli file bekçisi, grup maçları bitince İngiltere’ye gidip düğünde giyeceği ayakkabıları almayı, oradan da törenin yapılacağı Akra’ya gitmeyi planlıyordu ancak takımı çeyrek finale çıkınca tüm planları alt üst oldu. O sıralar FIFA’nın resmi televizyon yayın ekibinde görevliydim ve Kingson, bana gelip İngiltere’de komşusu olan kardeşimin ayakkabıları konusunda kendisine yardım edip etmeyeceğini sordu. Ben de kardeşime söyledim. O da ayakkabıları alıp kargoyla Gana’ya yollamış. Hatta bunun için cebinden 100 euro vermiş! Sonra öğrendim ki ayakkabılar Gana’ya gitmeden kardeşimin evine iade edilmiş. “O ayakkabıları sırf düğünüm için almıştım” diyordu Kingson, olayın ardından. “Onlar gelmeyince yeni bir çift aldım. Düğün de gayet güzel oldu.”

Leo Moynihan: “Messi ve espri anlayışı!”

Bir sponsor adına Lionel Messi’yle röportaj yapmak için Camp Nou’ya gitmiştim. O dönemde basında Chelsea’nin Arjantinli oyuncuyla ilgilendiği yazılıyordu. Ben de çevirmen aracılığıyla Premier Lig’de oynamak isteyip istemediğini sordum. Uzunca bir cevap verdi; özetle Barcelona’da mutlu olduğunu, o kulübe çok şey borçlu olduğunu, Camp Nou’da oynamanın kendisini çok mutlu ettiğini ve bunun gibi birçok klişe söylemişti. Röportajın sonunda çantamdan dergi çalışanlarıyla kurduğumuz takımın giydiği formayı çıkarıp onu tutarken fotoğraf çekilmemizde bir sakınca olup olmadığını sordum. Poz verirken de şakayla karışık bizim takımı çok zengin birinin satın aldığını ve ona istediği her türlü ekonomik imkânı sağlayabileceğimizi söyledim! Tercüman bu sözlerimi ilettiğinde Messi’nin gülmesini bekledim ama tam aksine, ciddi ciddi cevap verdi: “Barcelona’da çok mutluyum, o kulübe çok şey borçluyum, Camp Nou’da oynamak beni mutlu ediyor ve buradan ayrılmayı düşünmüyorum…”

Tancredi Palmeri:Bay Robinho, bir pizzanız, bir de röportajınız var!”

2009’da Robinho, Manchester City forması giyerken Estonya’da oynayacakları bir milli maç öncesi onunla röportaj yapacaktım ancak işler bir anda çıkmaza girdi. İlk olarak maçtan bir gün önce buluşmak için sözleştik ve bana kendisini arayabileceğim bir numara verdi. Numarayı çevirdim ama kimse açmadı. Ertesi sabah kaldıkları otele gidip onu bekledim ama ortalıkta yoktu. Maçtan sonra takım halinde takıldıkları mekâna gittim ama erken ayrılmıştı. Otele dönüp asansöre binerken yakaladım ancak bu kez de “Röportajı yarın öğlen yaparız” diyerek beni geçiştirdi. Zaten otel görevlisine ne zaman ayrılacaklarını sorduğumda “Sabaha karşı” cevabını almamla Robinho’nun ben ekmeye çalıştığını anlamıştım. Tam pes edecekken otele bir pizzacı çocuğun girdiğini gördüm. O saatte bunu sadece Brezilyalı oyuncular için getirmiş olabilirdi. Çocuğun yanına gidip cebine ufak miktarda bir para sıkıştırdım, elindeki pizzayla şapkasını alıp yukarı çıktım ve kapıyı çaldım. “Buyurun pizzanız ama önce röportajımı istiyorum” dedim. Robinho tam anlamıyla şoke olmuştu! Birden gülmeye başladı ve sonuna aşağı gelip röportaj yapmayı kabul etti.

Sam Pilger: “David Beckham ve Victoria’nın evlenmesine engel olamadım!”

1996’da o dönem 21 yaşında ve çok utangaç olan David Beckham’la Manchester’da bir restoranda röportaj yapıyordum. Televizyonda yeni ünlenen “Spice Girls” adlı grubun şarkısı çalıyordu. Beckham resmen ekrana kilitlenmiş, büyük bir hayranlıkla dans eden kızları izliyordu. Bana dönüp parmağıyla Victoria’yı işaret ederek “Şu siyahlı hatun çok güzelmiş” dedi. Ben de samimiyetine güvenip “Bence kızıl saçlı daha güzel” diye karşılık verdim.

Altı ay sonra Victoria’yla birlikte olmaya başladılar. Ben de mükemmel kadın seçimimle gurur duydum!

Futbolik'e Ücretsiz Abone Ol